Zekânın Kalıtımı: Ampirik Bulgular ve Akraba İçi Çiftleşme
Noktalı altı çizili terimlerin üzerine gelerek ya da dokunarak kısa açıklamalarını görebilirsiniz.
Zekânın Kalıtılabilirliğine İlişkin Ampirik Bulgular
Kuşkusuz, yalnızca genel bir tahmini yerine Denklem 2’deki her bir bileşenin varyansa katkı oranlarına ilişkin tahminlere sahip olmak her zaman tercih edilir. Ancak ayrı bileşenlerin güvenilir tahminlerini elde etmek, birlikte ve ayrı yetiştirilmiş tek yumurta ikizleri, çift yumurta ikizleri, kardeşler, yarım kardeşler, ebeveynler–çocuklar, kuzenler vb. gibi farklı akrabalık ilişkilerine sahip kişilerden oluşan büyük örneklemler gerektirir. Bu tür akrabalık verilerinden hem söz konusu varyans bileşenlerinin hem de kalıtılabilirliğin hesaplanmasını sağlayan nicel genetik yöntemleri, bu makalenin kapsamını aşan teknik konulardır; nicel genetik metodolojisinin açıklamaları için okuyucunun başka kaynaklara yönlendirilmesi gerekir (Cattell, 1960; Falconer, 1960; Huntley, 1966; Kempthorne, 1957; Loehlin, baskıda).
Ayrı varyans bileşenlerini tahmin etmeye yönelik en tatmin edici girişim, Sir Cyril Burt’ün (1955, 1958), çoğunlukla Londra’daki okul popülasyonundan seçilmiş, çok sayıda akrabalık türünü kapsayan büyük örneklemlere dayanan çalışmasıdır. Burt’ün kullandığı IQ testi, Stanford-Binet’nin İngiltere’ye uyarlanmış bir biçimiydi. Burt’ün sonuçları, genetik heterojenlik derecesi ve çevresel değişim aralığı bakımından Londra popülasyonuna benzeyen popülasyonlardaki zekâ varyans bileşenlerini temsil ediyor sayılabilir. Tablo 1, Burt’ün analizinde “genetik” ve “çevresel” başlıkları altında gruplanan çeşitli bileşenlerden kaynaklanan varyans yüzdesini göstermektedir.
Tablo 1. Zekâ Testi Puanlarının Varyans Analizi (Burt, 1958)
| Varyans kaynağı | Yüzde* |
|---|---|
| Genetik | |
| Genik (eklemeli) | 40.5 (47.9) |
| Benzerler arasında eşleşme | 19.9 (17.9) |
| Baskınlık ve epistaz | 16.7 (21.7) |
| Çevresel | |
| Kalıtım ve çevrenin kovaryansı | 10.6 (1.4) |
| H × E etkileşimi () dahil rastgele çevresel etkiler | 5.9 (5.8) |
| Güvenilmezlik (test hatası) | 6.4 (5.3) |
| Toplam | 100.0 (100.0) |
Parantez içindeki rakamlar, düzeltilmiş değerlendirmelerin yüzdeleridir. Açıklama için metne bakınız.
Burt, test puanlarını çocukların “parlaklığına” ilişkin izlenimlerine dayanarak değerlendirmeleri için öğretmenlere sunduğunda, öğretmenin yargısına göre IQ’nun çocuğun yeteneğini adil biçimde tahmin etmediği birtakım çocuklar belirlendi. Bu çocuklar çoğu kez çeşitli zamanlarda birden fazla testle yeniden sınandı ve sonuçta çocuğun IQ’suna ilişkin “düzeltilmiş” bir değerlendirme elde edildi. Bu düzeltilmiş değerlendirmeler yapıldıktan sonraki varyans analizi sonuçları Tablo 1’de parantez içinde gösterilmiştir. Düzeltmelerden en fazla etkilenen bileşenin kalıtımla çevrenin kovaryansı olduğuna dikkat ediniz; test kusursuz biçimde “kültürel açıdan adil” değilse beklememiz gereken de budur. Bu, düzeltilmiş puanların sistematik çevresel varyans kaynaklarını azalttığı ve böylece çocukların doğuştan gelen yeteneğini temsil etmeye daha çok yaklaştığı anlamına gelir; daha teknik bir ifadeyle, düzeltilmiş puanlar genotiple fenotip arasındaki korelasyonu, düzeltilmemiş puanlardaki .88’den düzeltilmiş puanlarda .93’e çıkarmıştır. (Testin güvenilmezliği için düzeltildiğinde bu korelasyonlar sırasıyla .90 ve .96 olur. Dolayısıyla iki puan kümesi için kalıtılabilirlikler () sırasıyla ve ’tür.)
Akrabalık Korelasyonları. Varyans bileşenleri ile kalıtılabilirlik katsayılarının tahmin edildiği temel veriler, farklı derecelerde akraba olan bireyler arasındaki korelasyonlardır. Literatürde bildirilen bu tür akrabalık korelasyonlarının hemen hepsi Tablo 2’de özetlenmiştir. Burada çeşitli araştırmalarda elde edilen korelasyonların ortanca değerleri verilmiştir. Bunlar, akrabalar arasındaki korelasyonlar için elimizdeki en güvenilir değerleri temsil eder. Değerlerin çoğu Erlenmeyer-Kimling ve Jarvik’in (1963) taramasından alınmıştır; bunlara, onların taramasına dahil edilmeyen ve incelemelerinden sonra literatürde bildirilen bazı akrabalık korelasyonlarını ekledim (örneğin Burt, 1966, s. 150). Erlenmeyer-Kimling ve Jarvik’in (1963) incelemesi, 4 kıtadaki 8 ülkeden, iki kuşaktan uzun bir süre boyunca elde edilmiş 30,000’den fazla korelasyon eşleşmesini kapsayan, akrabaların testle ölçülmüş zihinsel yetenek korelasyonlarına ilişkin 52 bağımsız araştırmaya dayanıyordu. Korelasyonlar, kalıtımın önemi hakkında karşıt görüşlere sahip çok sayıda araştırmacının çeşitli koşullarda uyguladığı çok farklı zihinsel testlere dayanıyordu. Yazarlar şu sonuca varır: “Tabloyu bulanıklaştırması beklenen ve korelasyonların geniş aralığında yansımasını bulan bu belirgin heterojenliğe karşın, verilerde açık ve belirgin bir tutarlılık ortaya çıkmaktadır. Birleştirilmiş veriler, zihinsel yetenekteki kalıtsal farklılıkları açıklamada genellikle tercih edilen poligenik hipotezle uyumludur” (Erlenmeyer-Kimling & Jarvik, 1963, s. 1479).
Yazarların sözünü ettiği poligenik hipotezle uyum (daha önce s. 53’te ana hatlarıyla açıklandığı üzere), Tablo 2’de elde edilen korelasyonların ortanca değerleri son iki sütunda gösterilen kuramsal değer kümeleriyle karşılaştırılarak görülebilir. İlk küme (Kuramsal Değer¹), Burt’ün (1966), Fisher’ın benzerler arasında eşleşme ve belli bir derecede baskınlık içeren fiziksel özellikler için akrabalık korelasyonlarını tahmin etmek üzere geliştirdiği yöntemleri kullanarak yaptığı hesaplamalara dayanmaktadır. İkinci kuramsal değer kümesi (Kuramsal Değer²), rastgele eşleşme ve yalnızca eklemeli gen etkileri varsayılarak, olabilecek en basit poligenik modele dayanmaktadır. Dolayısıyla bunlar, yalnızca genetik faktörler etkili olsaydı ve özellik varyansı hiçbir çevresel etkiyi yansıtmasaydı bekleyeceğimiz değerlerdir.
Tablo 2. Zihinsel Yetenek Korelasyonları: Elde Edilen ve Kuramsal Değerler
| Aralarındaki korelasyon | Araştırma sayısı | Elde edilen ortanca r* | Kuramsal değer¹ | Kuramsal değer² |
|---|---|---|---|---|
| Akraba olmayan kişiler | ||||
| Ayrı yetiştirilen çocuklar | 4 | -.01 | .00 | .00 |
| Koruyucu (evlat edinen) ebeveyn ve çocuk | 3 | +.20 | .00 | .00 |
| Birlikte yetiştirilen çocuklar | 5 | +.24 | .00 | .00 |
| Yan soy akrabaları | ||||
| İkinci kuzenler | 1 | +.16 | +.14 | +.063 |
| Birinci kuzenler | 3 | +.26 | +.18 | +.125 |
| Amca/dayı (ya da hala/teyze) ve yeğen | 1 | +.34 | +.31 | +.25 |
| Ayrı yetiştirilen kardeşler | 33 | +.47 | +.52 | +.50 |
| Birlikte yetiştirilen kardeşler | 36 | +.55 | +.52 | +.50 |
| Farklı cinsiyetten dizigotik ikizler | 9 | +.49 | +.50 | +.50 |
| Aynı cinsiyetten dizigotik ikizler | 11 | +.56 | +.54 | +.50 |
| Ayrı yetiştirilen monozigotik ikizler | 4 | +.75 | +1.00 | +1.00 |
| Birlikte yetiştirilen monozigotik ikizler | 14 | +.87 | +1.00 | +1.00 |
| Doğrudan soy hattı | ||||
| Büyük ebeveyn ve torun | 3 | +.27 | +.31 | +.25 |
| Ebeveyn (yetişkin olarak) ve çocuk | 13 | +.50 | +.49 | +.50 |
| Ebeveyn (çocuk olarak) ve çocuk | 1 | +.56 | +.49 | +.50 |
* Korelasyonlar zayıflama (güvenilmezlik) için düzeltilmemiştir.
¹ Benzerler arasında eşleşme ve kısmi baskınlık varsayılarak.
² Rastgele eşleşme ve yalnızca eklemeli genler, yani olabilecek en basit poligenik model varsayılarak.
Öncelikle elde edilen korelasyonların kuramsal değerlerden bazı sistematik sapmalar gösterdiği fark edilebilir. Bu sapmaların genetik olmayan ya da çevresel etkilerden kaynaklandığı varsayılır. Erlenmeyer-Kimling ve Jarvik’in ortanca korelasyonlarında yansıyan bu çevresel etkilerin düzenli niteliği, Şekil 6’da gösterildiği gibi grafikle sunularak vurgulanabilir. Birlikte ya da ayrı yetiştirilme koşulunun, farklı akrabalık türlerinin korelasyon büyüklükleri arasındaki fark üzerinde aynı etkiyi gösterdiğine dikkat ediniz. (Akraba olmayan çocuklardaki biraz daha büyük fark, muhtemelen evlat edinme kuruluşlarının seçici yerleştirme yapmasından, yani çocuğun zekâsını onu evlat edinen ebeveynlerinkiyle eşleştirme girişiminden kaynaklanmaktadır.)
Kalıtılabilirlik Tahminleri. Tablo 2 ve Şekil 6’da gösterilen korelasyonlar arasında belirli karşılaştırmalar yapılarak, kalıtılabilirliğin nasıl tahmin edildiğine ilişkin bir fikir edinilebilir. Örneğin, ayrı yetiştirilen tek yumurta ya da monozigotik (MZ) ikizler arasındaki korelasyonun .75 olduğunu görüyoruz. MZ ikizler tek bir döllenmiş yumurtadan geliştiği ve dolayısıyla tamamen aynı genlere sahip olduğu için, ikizler arasındaki her farklılık genetik olmayan faktörlerden kaynaklanmalıdır. Aralarında korelasyon bulunmayan çevrelerde ayrı yetiştirildiklerinde, tam korelasyon (1.00) ile elde edilen korelasyon (.75) arasındaki fark, IQ varyansının çevresel farklılıklara atfedilebilen oranının bir tahminini verir: 1.00 − 0.75 = 0.25. Böylece varyansın yüzde 75’inin genetik değişimden (kalıtılabilirlik budur), yüzde 25’inin ise çevresel değişimden kaynaklandığı söylenebilir. Şimdi diğer uca giderek birlikte yetiştirilen akraba olmayan çocuklara bakalım. Ortak genetik kalıtımları yoktur, ancak ortak bir çevrede yetiştirilirler. Dolayısıyla bu çocuklar arasındaki korelasyon çevreyi yansıtacaktır. Tablo 2’de görüldüğü gibi bu korelasyon 0.24’tür. Böylece IQ varyansının çevreden kaynaklanan oranı .24; geriye kalan 1.00 − .24 = .76 ise kalıtımdan kaynaklanır. İki kalıtılabilirlik tahmini arasında oldukça iyi bir uyum vardır.
Bir başka ilginç karşılaştırma, birlikte (r = .87) ve ayrı (r = .75) yetiştirilen MZ ikizler arasındadır. Eğer 1.00 − .75 = .25 (ayrı yetiştirilen MZ ikizlerden) toplam çevresel varyansı tahmin ediyorsa, 1.00 − .87 = .13 (birlikte yetiştirilen MZ ikizlerden), çocukların birlikte yetiştirildiği ailelerin içindeki çevresel varyansın bir tahminidir. Dolayısıyla .25 − .13 = .12 farkı, aileler arasındaki çevresel varyansın bir tahminidir.
Yalnızca genetik bakımdan özdeş olan MZ ikizlerle ya da genetik açıdan hiçbir ortaklığı olmayan akraba olmayan çocuklarla ilgilendiğimizde durum görece basittir. Ancak diğer akrabalık korelasyonlarından herhangi birinden kalıtılabilirliği tahmin etmek için, bu makalede mümkün olandan çok daha kapsamlı açıklama gerektiren çok daha karmaşık formüllere ihtiyaç vardır. Birinin akrabalık derecesinin diğerinden yüksek olduğu herhangi iki akrabalık korelasyonundan kalıtılabilirliği tahmin etmeye yönelik genelleştirilmiş bir formülü başka bir yerde sundum (Jensen, 1967a). Bu kalıtılabilirlik formülünü, literatürde bildirilen monozigotik ve dizigotik (genlerinin yarısı ortak olan) ikizlere ait bütün korelasyonlara uyguladım ve zekâ testi puanları için ortalama .80 kalıtılabilirlik buldum. (Bu kalıtılabilirlik tahmininin türetildiği korelasyonlar güvenilmezlik için düzeltilmişti.) Aileler arasındaki çevresel farklılıklar toplam varyansın .12’sini, aile içi farklılıklar ise .08’ini açıklamaktadır. Tablo 2’de verilen bütün akrabalık korelasyonlarından genel bir kalıtılabilirlik katsayısı türetmek mümkündür. ’nin bu bileşik değeri .77’dir ve güvenilmezlik için düzeltildikten sonra (ortalama test güvenirliğinin .95 olduğu varsayılarak) .81 olur. Bu muhtemelen ölçülen zekânın kalıtılabilirliğine ilişkin yapabileceğimiz en iyi tek genel tahmini temsil eder. Ancak daha önce belirtildiği gibi bu, kullanılan belirli testler, örneklenen popülasyon ve örnekleme hatası gibi değişkenlere bağlı olarak değerlerin çevresinde bir miktar dağıldığı ortalama bir değeridir.
Ayrı Yetiştirilen Tek Yumurta İkizleri. Kavramsal olarak en basit kalıtılabilirlik tahmini, kuşkusuz ayrı yetiştirilen tek yumurta ikizleri arasındaki korelasyondur; çünkü çevreleri arasında korelasyon yoksa, ortak sahip oldukları tek şey genleridir. Bu durumda korelasyon (güvenilmezlik için düzeltilmiş hâliyle), Denklem 3’te tanımlanan kalıtılabilirliğe eşittir. Yaşamın erken döneminde ayrılan ve ayrı yetiştirilen MZ ikizlerle ilgili yalnızca üç büyük araştırma yapılmıştır. Üçünde de bireysel olarak uygulanan zekâ testleri kullanılmıştır. Newman, Freeman ve Holzinger’ın (1937) araştırmasında, ayrı yetiştirilen 19 MZ ikiz çiftinin Stanford-Binet IQ’ları arasındaki korelasyon .77 idi (güvenilmezlik için düzeltildiğinde .81). Shields’ın (1962) araştırmasında, ayrı yetiştirilen 44 MZ ikiz çiftinin bir sözcük bilgisi testi ve Raven’ın Progresif Matrislerine dayanan bileşik puanları arasındaki korelasyon .77 idi (düzeltilmiş değeri .81). Burt’ün (1966) araştırmasında, 53 çiftin Stanford-Binet puanları arasındaki korelasyon .86 idi (düzeltilmiş değeri .91). Aynı grupta boy ve ağırlık için ikiz korelasyonları sırasıyla .94 ve .88 idi.
Burt’ün araştırması dört nedenle belki de en ilginç olanıdır: (a) en büyük örnekleme dayanır; (b) örneklemin IQ dağılımının ortalaması 97.8, standart sapması 15.3’tür — bu değerler genel popülasyonunkilere çok yakındır; (c) bütün ikiz çiftleri doğumda ya da yaşamlarının ilk altı ayında birbirinden ayrılmıştır; ve (d) en önemlisi, ayrılan ikizler sosyoekonomik düzeylerin bütün aralığına dağılmıştır (İngiltere nüfus sayımının altı sosyoekonomik kategorisiyle yapılan sınıflandırmaya göre) ve ayrılan ikiz çiftlerinin çevresel değerlendirmeleri arasında küçük, ancak anlamlı olmayan bir negatif korelasyon vardır. İkiz çiftleri, yetiştikleri kültürel koşullardaki farklılıklar bakımından değerlendirildiğinde, bu farklılıklarla IQ farkları arasındaki korelasyon .26 idi. Evlerinin maddi koşulları arasındaki farklarla IQ farkları arasındaki korelasyon .16 idi. (Okul kazanımlarının bir ölçümü için karşılık gelen korelasyonlar sırasıyla .74 ve .37 idi. İkizlerin okul kazanımları arasındaki korelasyon yalnızca .62 idi; bu, IQ’ya göre çok daha düşük bir kalıtılabilirlik gösteriyordu.)
Koruyucu (Evlat Edinen) Ebeveynler ve Öz Ebeveynler. Doğumdan kısa süre sonra öz ebeveynlerinden ayrılıp evlat edinen ailelerde yetiştirilen çocuklar, biyolojik ebeveynlerinin zekâsıyla, kendi ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklarla hemen hemen aynı derecede korelasyon gösterir. Çocuklarla koruyucu (evlat edinen) ebeveynlerinin zekâları arasındaki korelasyonlar 0 ile .20 arasında değişir ve evlat edinme kuruluşu seçici yerleştirme yapmaya çalıştığında bile nadiren bundan daha yüksektir (örneğin Honzik, 1957). Ebeveyn–çocuk korelasyonları, 18 aylıkken sıfırdan, 5 ile 6 yaşları arasında .50’ye yakın asimptotik bir değere kadar yavaş yavaş yükselir (Jones, 1954); çocuk kendi ebeveynleri tarafından yetiştirilsin ya da yetiştirilmesin bu geçerlidir.
Çevrenin Doğrudan Ölçümü. Çevresel faktörlerin IQ varyansına göreli katkısını belirlemenin bir başka yöntemi, basitçe çocukların IQ’larıyla çevrelerine verilen değerlendirme puanları arasındaki korelasyonu hesaplamaktır. Bu, ancak evlat edinilmiş çocuklarda ve evlat edinme kuruluşlarının seçici yerleştirmesinin ihmal edilebilir olduğuna ilişkin kanıt bulunduğunda meşru biçimde yapılabilir. Elbette bu koşullar yoksa, çocuklarla çevresel değerlendirmeleri arasındaki korelasyonun bir kısmı genetik faktörlerden kaynaklanacaktır. Literatürde bu ölçütleri karşılayan iki büyük ölçekli araştırma vardır. Ayrıca her iki araştırmaya da eğitim, meslek ve sosyoekonomik düzey açısından ABD beyaz (Kafkasyalı) popülasyonunun geniş bir kesitini temsil eden evlat edinen ebeveynler dahil edilmiştir. ABD beyaz popülasyonunun en fazla yüzde beşinin, bu iki araştırmanın örneklemlerinde temsil edilen çevresel değişim aralığının dışında kaldığını söylemek muhtemelen güvenlidir. Leahy’nin (1935) araştırması, evlat edinilen çocukların IQ’larıyla çevrelerinin “iyiliğinin” bir dizi göstergesi arasında ortalama .20 korelasyon bulmuştur; bu göstergeler, evlat edinen her iki ebeveynin IQ’larını ve eğitimini, sosyoekonomik statülerini ve evdeki kültürel olanakları içeriyordu. Leahy bundan, çevresel değerlendirmelerin evlat edinilen çocukların Stanford-Binet IQ’larındaki varyansın yüzde 4’ünü (yani r = .20’nin karesini) açıkladığı ve varyansın yüzde 96’sının başka faktörlerle açıklanmayı beklediği sonucuna varmıştır. Bu araştırmaya yöneltebileceğimiz başlıca eleştiriler şunlardır: birincisi, çevresel göstergeler, zihinsel gelişimi etkileyen çevresel değişimin inceliklerini ve ebeveyn–çocuk ilişkisinin niteliklerini saptayacak kadar “ince ayrıntılı” değildi; ikincisi, araştırmada bütün ayrı çevresel göstergelerin aynı anda varyansa toplam katkısını gösterecek çoklu korelasyon tekniği kullanılmamıştı. Çoklu korelasyon, genellikle tek tek değişkenlere ait bütün korelasyonların basit ortalamasından kayda değer ölçüde büyüktür.
Burks’ün (1928) bir araştırması bu iki itirazı da karşılar. Bildiğim kadarıyla ne daha önce ne de daha sonra hiçbir araştırma, çevreleri Burks’ünkinden daha ayrıntılı ve ince ayrımlara duyarlı bir biçimde değerlendirmiştir. Evlat edinen her aile için 4 ila 8 saatlik bireysel inceleme yapılmıştır. Leahy’nin araştırmasında olduğu gibi Burks de, evlat edinen ebeveynlere ilişkin zekâ ölçümlerini çocukların çevresinin bir parçası olarak dahil etmiştir; bu çevre ayrıca ebeveynlerin çocuklara okul çalışmalarında yardım etmeye ayırdığı süre, çocuklara kitap okumaya ayırdığı süre vb. faktörleri de kapsıyordu. Burks’ün çeşitli çevresel değerlendirmeleri ile evlat edinilen çocukların Stanford-Binet IQ’ları arasındaki çoklu korelasyon (güvenilmezlik için düzeltilmiş olarak) .42 idi. Bu korelasyonun karesi .18’dir ve Burks’ün çevresel ölçümleriyle açıklanan IQ varyansı oranını temsil eder. Bu değer, akrabalık korelasyonlarına dayalı doğrudan kalıtılabilirlik analizlerinde tahmin edilen çevresel varyansa çok yaklaşmaktadır.
Burks, bulgularından, çevresel ölçekte bir standart sapmalık yukarı ya da aşağı değişimde çevresel faktörlerin toplam etkisinin yalnızca yaklaşık 6 IQ puanı olduğu sonucunu çıkardı. Bu ilginç bir rakamdır; çünkü kendi ebeveynleri tarafından birlikte yetiştirilen normal kardeşler arasında ortalama olarak bulunan 12 puanlık IQ farkının tam yarısıdır. Kuşkusuz kardeşler, genlerinin yalnızca yaklaşık yarısı ortak olduğundan, genetik bakımdan farklıdır. Her ailedeki bütün kardeşler —aile ortalamasının üzerinde ve altında olanlar şeklinde— iki gruba ayrılsaydı, iki grubun IQ dağılımları Şekil 7’deki gibi görünürdü. Ortalama fark yalnızca 12 IQ puanı olmasına rağmen, her grubun IQ ölçeğinin üst ve alt aralıklarına düşen oranları açısından bunun sonuçlarına dikkat ediniz. Muhtemelen yaklaşık aynı çevresel avantajlara sahip olmaları gerektiğinden, bu iki grubun eğitimsel ve mesleki kazanımlarını incelemek son derece öğretici olurdu.
Burks’ün araştırmasının bir başka bölümü, kendi çocuklarını yetiştiren ve ebeveyn–çocuk korelasyonları elde edilen ebeveynlerden oluşan, kusursuz biçimde eşleştirilmiş bir kontrol grubundan oluşuyordu. Sewall Wright (1931), bu ebeveyn–çocuk ve IQ–çevre korelasyonları üzerinde bir kalıtılabilirlik analizi yaptı ve .81’lik bir kalıtılabilirlik katsayısı elde etti.
Akraba İçi Çiftleşmenin Zekâya Etkileri
Genetik faktörlerin zekâda rol oynadığına ilişkin en etkileyici kanıt dizilerinden biri, akraba içi çiftleşmenin, yani akrabalar arasındaki eşleşmenin etkilerinin incelenmesinden gelir. Poligenik özelliklerde, akraba içi çiftleşmenin etkisinin yönü salt genetik değerlendirmelerle öngörülebilir. Bütün bireyler kromozomlarında bir dizi mutant ya da kusurlu gen taşır. Bu genler hemen hemen daima çekiniktir; dolayısıyla ender bir rastlantıyla homolog bir kromozomun aynı lokusundaki başka bir mutant genle eşleşmedikçe fenotip üzerinde etkileri olmaz; başka bir deyişle, belirli bir lokustaki çekinik mutant genin fenotipi etkilemesi için hem babadan hem anneden kalıtımla alınması gerekir. Bu mutantlar genellikle kusurlu olduğundan, özelliğin fenotipik ifadesini güçlendirmez, genellikle bozarlar. Poligenik özelliklerde, bu tür mutantların, eşleşmiş çekinik mutantların sayısına bağlı olarak özelliklerin metrik değerini dereceli miktarlarda düşürmesini bekleriz. Ebeveynler genetik bakımdan akrabaysa, belirli lokuslardaki çekinik mutantların yavruda eşleşme olasılığı büyük ölçüde artar. Bu durum Şekil 8’de gösterilmiştir; şekil, bir bireyin akraba olan anne (M) ve babasından (F) kalıtımla aldığı bir homolog kromozom çiftini (Çift A) ve akraba olmayan ebeveynlerden kalıtımla alınan bir kromozom çiftini (Çift B) basitleştirilmiş biçimde tasvir eder. Siyah alanlar çekinik genleri temsil eder. Her iki çift de eşit sayıda çekinik gen içerdiği hâlde, Çift A’da aynı lokuslarda bulunanların sayısı Çift B’dekinden fazladır. Özelliklerin fenotipik değerini yalnızca eşleşmiş genler düşürür.
Bu genetik olgunun zekâyla ilişkisine dair çok değerli bir araştırma, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’da Schull ve Neel (1965) tarafından yürütülmüştür. Araştırma, eş seçimi gibi tamamen sosyolojik faktörlerin nasıl son derece önemli genetik sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Japonya’da bütün evliliklerin yaklaşık yüzde beşi kuzenler arasındadır. Schull ve Neel, birinci kuzen evliliklerinden, birinci kuzenler arasında bir kuşak farkı bulunan evliliklerden ve ikinci kuzen evliliklerinden doğan çocukları incelemiştir. Ebeveynler yaş ve sosyoekonomik faktörler bakımından, akraba olmayan ebeveynlerden oluşan bir kontrol grubuyla istatistiksel olarak eşleştirilmiştir. Kuzen evliliklerinden doğan çocuklarla akraba olmayan ebeveynlerin kontrol grubundaki çocuklarına (toplam N = 2,111), Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği’nin (WISC) Japonca uyarlaması uygulanmıştır. Bu araştırmadaki kuzen evliliklerinin temsil ettiği kan bağı derecesi, WISC IQ’larını ortalama yüzde 7.4 düşürerek akraba içi çiftleşme grubunun ortalamasını kontrol grubunun ortalamasından yaklaşık 8 IQ puanı daha düşük kılmıştır. Normal IQ dağılımları varsayılarak bu etki Şekil 9’da gösterilmiş ve grup ortalamaları arasındaki farkların en çarpıcı sonuçlarının dağılımların kuyruklarında görüleceği ortaya konmuştur. Aynı araştırmada, çeşitli antropometrik değişkenler ve dişlerle ilgili değişkenler gibi başka poligenik özelliklerde de benzer bir düşürücü etki bulunmuştur.
Kuzenlerden daha yakın akrabaların eşleşmesi, çocukların IQ’larında belirgin ölçüde daha büyük bir düşüşe yol açabilir. Lindzey (1967), çekirdek aile içi ensest eşleşmelerden (erkek kardeş–kız kardeş ya da baba–kız) doğan bir grup çocuğun neredeyse yarısının, zihinsel gerilik ve başka ağır kusurlar nedeniyle evlat edinilmek üzere yerleştirilemediğini bildirmiştir; bu kusurlar, ensest ilişkide bulunan ebeveynlerle zekâ, sosyoekonomik statü, yaş, ağırlık ve boy bakımından eşleştirilmiş akraba olmayan ebeveynlerin çocuklarında görece düşük sıklıktaydı. Eşleşmeye ilişkin toplumsal ya da yasal düzenlemelerin gevşek olduğu, bireylerin babalarının kimliğinin çoğu kez kuşkulu olduğu ve aynı yaş grupları içinde yarım kardeş oranının yüksek olduğu, coğrafi bakımdan sınırlı herhangi bir popülasyonda, bu koşulların daha az bulunduğu bir popülasyona göre, olumsuz genetik sonuçlarıyla birlikte daha fazla istem dışı akraba içi çiftleşme bekleriz.
Özel Zihinsel Yeteneklerin Kalıtılabilirliği. Genel faktör, yani g, çeşitli zihinsel testlerden çıkarıldığında, kalan varyans “grup faktörleri” ya da “özel yetenekler” denilen bir dizi faktöre atfedilebilir. Kalıtılabilirlikleri açısından en kapsamlı biçimde incelenen özel yetenek testleri Thurstone’un Birincil Zihinsel Yetenekleridir: Sözel, Uzamsal, Sayısal, Sözcük Akıcılığı, Bellek ve Algısal Hız. Vandenberg (1967), bu testlerin kalıtılabilirlik araştırmalarını gözden geçirmiş ve değerlerinin sıfıra yakın değerlerden yaklaşık .75’e kadar değiştiğini, çoğunun .50 ile .70 arasında olduğunu bildirmiştir. Vandenberg, bu özel yeteneklerin g’den tamamen bağımsız genetik bileşenlerini tahmin etmek için bir yöntem geliştirmiştir. Birincil Zihinsel Yeteneklerden en az dördünün (Sayısal, Sözel, Uzamsal ve Sözcük Akıcılığı) bağımsız olarak anlamlı kalıtsal bileşenler taşıdığı sonucuna varmıştır.
Bilişsel olmayan becerilerin kalıtılabilirliği üzerine az sayıda araştırma vardır; ancak McNemar’ın motor beceri öğrenmesine ilişkin bir araştırması (bkz. Bilodeau, 1966, Böl. 3), bu alandaki kalıtılabilirliklerin zekânınkinden bile yüksek olabileceğini göstermektedir. Motor beceri öğrenmesi, deneğin bir kalemi, dakikada 60 devir hızla yaklaşık 36 inçlik bir çevre üzerinde dönen, beş sentlik madeni para büyüklüğünde bir metal diskin üzerinde tutmayı öğrenmesi gereken bir izleme görevi olan takip rotoru ile ölçülmüştür. Alıştırma süresince “hedef üzerinde” kalınan zamanın yüzdesi, bu algısal-motor becerinin hem kazanılma hızında hem de son asimptotunda belirgin bireysel farklılıklar gösteren, yüksek güvenirlikte bir öğrenme ölçümü sağlar. Takip rotoru öğrenmesinde tek yumurta ikizleri arasındaki korelasyon .95, çift yumurta ikizleri arasındaki ise .51 olmuş; böylece fiziksel boyun kalıtılabilirliğine çok yakın olan .88’lik bir kalıtılabilirlik katsayısı elde edilmiştir.
Okul Başarısının Kalıtılabilirliği. Okul başarısı ölçümlerinin kalıtılabilirliği, ortalama olarak zekânın kalıtılabilirliğinden çok daha düşüktür. Literatürde ilgili verileri içeren bütün ikiz araştırmalarını gözden geçirerek, okul performansındaki bireysel farklılıkların kalıtım tarafından belirlenme derecesinin zekâ farklılıklarınınkinin yarısından az olduğu sonucuna vardım (Jensen, 1967a).5 Çeşitli okul ölçümlerine ilişkin bütün ikiz araştırmalarının analizi, ortalama .40 değeri vermektedir. Yüzde 60’lık çevresel varyans, aileler arasındaki çevresel farklılıklardan kaynaklanan yüzde 54’lük varyans ile aile içi farklılıklardan kaynaklanan yüzde 6’lık varyansa ayrılabilir. Ancak okul başarısına ilişkin kalıtılabilirlik tahminlerinin, zekânın değerlerinden çok daha geniş bir aralıkta değiştiği de belirtilmelidir. Genel olarak, ilkokulun ilk sınıflarından liseye doğru gidildikçe okul başarısının değeri artar ve görece basit öğrenme biçimlerinde (örneğin yazım ve aritmetik hesaplama), daha karmaşık öğrenme biçimlerine (örneğin okuduğunu anlama ve aritmetik problem çözme) göre bir miktar düşüktür. Buna rağmen Ulusal Liyakat Bursu Kurumu’nun (National Merit Scholarship Corporation) büyük örneklemli ikiz verileri, aileler arası çevresel bileşenin, öğrencilerin lise mezuniyet sınıflarındaki sıralamalarının varyansının yaklaşık yüzde 60’ını açıkladığını göstermektedir. Bunun anlamı, çocukların ailenin koyduğu bir akademik standarda uymasına yol açan ve aynı ailede yetiştirilen kardeşlerin okul performansları arasındaki varyansı azaltan güçlü aile etkilerinin bulunması olmalıdır. Birlikte yetiştirilen akraba olmayan çocuklar da zekâdan çok okul performansları bakımından birbirlerine benzerler. Çocukların IQ’su ile ebeveynlerin çocuklarına okul çalışmalarında yardım etmek için ayırdıklarını bildirdikleri süre arasında yaygın biçimde bulunan negatif korelasyon, kardeşlerin okul performanslarını eşitlemek için önemli aile baskıları uygulandığının başka bir kanıtıdır. Ailenin standardına uyma baskısı, yazım ve aritmetik hesaplama gibi ek çalıştırmayla gelişmeye en açık derslerdeki küçük aile içi çevresel varyans bileşeninde en belirgin biçimde görülür.
Okul başarısının zekâdan kayda değer ölçüde daha az kalıtılabilir olması, çocuğun okul performansına yalnızca zekâsının değil, başka birçok özelliğin, alışkanlığın, tutumun ve değerin de katıldığı anlamına gelir; bu bilişsel olmayan faktörler büyük ölçüde çevresel olarak, esasen çocuğun ailesi içindeki etkilerle belirlenir. Bu, çevresel yollarla okul performansını iyileştirmek için yapabileceklerimizin, zekânın kendisini değiştirmek için yapabileceklerimizden potansiyel olarak çok daha fazla olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla telafi eğitimi programları başarı üzerinde yararlı bir etki gösterecekse, bunun zekânın kendisi üzerindeki belirgin bir doğrudan etkiden çok, okul performansında önemli rol oynayan motivasyon, değerler ve çevresel olarak koşullanmış diğer alışkanlıklar üzerindeki etkileri yoluyla gerçekleşmesi olası görünmektedir. Bu nedenle bu tür programların uygun değerlendirmesi, çocuğun IQ’sunu ne kadar yükselttiklerinden çok, gerçek okul performansı üzerindeki etkilerinde aranmalıdır.
Jensen, A. R. (1969). Harvard Educational Review, 39(1), 1–123. Türkçe çeviri, Jensen Vakfı’nın izniyle yayımlanmaktadır. Türkçe PDF’i indir.