← IQ’yu ve Okul Başarısını Ne Kadar Artırabiliriz? Bölüm 05 / 14

Zekânın Kalıtımı: Temeller ve Genetik Kanıtlar

Kaynak PDF s. 28–33 · 1 şekil

Noktalı altı çizili terimlerin üzerine gelerek ya da dokunarak kısa açıklamalarını görebilirsiniz.

Zekânın Kalıtımı

“Öne geçmekten değil, bir başkasının önüne geçmekten ibaret olan gerçek yaşam yarışında, başlıca belirleyici faktör kalıtımdır.” Edward L. Thorndike 1905’te böyle demiştir. O tarihten bu yana kanıtların ağırlığı, en azından yaşamın zekânın önemli rol oynadığı yönleri bakımından, onun haklı olduğunu kanıtlamıştır.

Ancak son dönemin popüler psikoloji ve eğitim ders kitaplarının çoğunu okuyunca insan oldukça farklı bir izlenim edinir. Bireysel farklılıklardaki genetik faktörler, muhtemelen burada girmemize gerek olmayan ve esas olarak tarihsel, siyasal ve ideolojik zeminde ilgi konusu olan nedenlerle, genellikle küçümsenmiş, belirsizleştirilmiş veya kötülenmiştir. Her biri alanımızda yaygın kullanılan farklı ders kitaplarından alınmış aşağıdaki alıntılardan bazıları, yakınmamın dayanağı hakkında bir fikir vermektedir. “Zekânın belirli herhangi bir bölümünü kalıtıma, belirli herhangi bir bölümünü de çevreye bağlayamayız.” “Kalıtımın ve çevrenin zekâ üzerindeki göreli etkisi, son yarım yüzyıl boyunca önemli araştırmalara konu olmuştur. Gerçekte sorun çözülemez niteliktedir; çünkü çalışmalar kalıtım ve çevre sorununa değil, yalnızca belirli bir testin içeriğinin çevresel etkilere duyarlılığına değinmektedir.” “Normal kabul edilen insanlar arasında genetik farklılaşmaların aralığı çok büyük değildir.” “Günümüzde alandaki hemen hemen bütün sorumlu araştırmacılar zihinsel yeteneğin kalıtılabilirliğine ilişkin kesin kanıtın (organik veya metabolik patoloji söz konusu olmadığında) hâlâ bulunmadığını kabul etseler de normal altılığın genetik bir temele sahip olduğu varsayımı bilimsel çalışmalarda boy göstermeyi sürdürmektedir.” “Doğanın yetiştirmeden daha önemli olduğuna ilişkin kanıt yoktur. Bu iki güç, zihinsel gelişimin seyrini belirlemek üzere her zaman birlikte işler.” Bu tür ifadelerin anlamı, görünüşe göre politika oluşturmanın üst düzeylerine kadar sızmaktadır; nitekim ABD Eğitim Dairesi’nin bir komiserinin yayımlanmış bir konuşmasında çocuklar hakkında şöyle dediğini görüyoruz: “... doğumda hepsinin potansiyeli benzerdir. Farklılıklar bundan kısa bir süre sonra ortaya çıkar.” Bu alıntılar, son yıllarda eğitimde hâkim olan kalıtım ve çevreye yönelik güncel tutumun büyük bölümünü örneklemektedir. Zihnin neredeyse sonsuz biçimlenebilirliğine duyulan inanç, bireysel farklılıklardaki biyolojik faktörlerin devekuşu misali inkârı ve zekâ araştırmalarında genetiğin rolünün küçümsenmesi, toplumsal çevrenin insan davranışını etkilediği koşulların, süreçlerin ve sınırların araştırılmasını ve anlaşılmasını ancak engelleyebilir.

Fakat neyse ki sosyal bilimcilerin zekânın genetik temelini bu biçimde yanlış ele alışlarının azalıyor olabileceğine ve zihinsel gelişime ilişkin kanıtlarla daha uyumlu biyososyal bir görüşün daha fazla kabul gördüğüne dair bazı belirgin işaretler görmeye başlıyoruz. Yale psikoloğu Edward Zigler’in (1968) çok yerinde ifade ettiği gibi:

Yalnızca organizmanın biyolojik bütünlüğünü ciddiye almamızda ısrar etmekle kalmıyorum; aynı zamanda, üzerinde düşünülmüş kanaatim şudur ki ulusumuz, gelişimin belirlenmesinde böyle bir bütünlüğe bir faktör olarak işaret edenlerden çok, dizginsiz çevrecilerden korkmalıdır. Genetiğin görmezden gelindiği ve kapasite kavramının ağza alınmayacak kötü bir sözcük gibi ele alındığı incelemeleri birbiri ardına kaleme alanlar çevrecilerdir. Belki RNA-DNA olgularıyla ilgili keşiflerden doğan biyolojik düşünce devriminden etkilenerek, belirli davranışların kısmen programlanmış organizma içinde bulunan okuma mekanizmalarının ürünü olabileceğini ileri sürme cüretini gösteren her düşünürü savunmaya itenler çevrecilerdir. Zihnin biçimlenebilirliğini vurgulayan; yeter ki insanları uygun teknolojilere tabi tutabilelim, hem genel gelişim hızını hem de zihin diye adlandırılabilecek zihinsel süreçler örüntüsünü değiştirebileceğimizi söyleyen, dizginsiz çevrecidir. Eğitim alanında bu, en tartışmalı türden her derde deva çözümlerin, araç gereçlerin ve göz boyayıcı yöntemlerin kullanılması şeklinde kendini göstermiştir. Ebeveynlere çocuğun IQ’sunu yükseltmenin ne kadar kolay olduğunu telkin eden ve pek çok kişiyi, geri olanların normal, normallerin de dâhi yapılabileceğine vakitsizce inandıran çevrecidir. Düdüklü tencere gibi baskı altında tutan okulları savunan çevrecidir; bunun psikolojik bedelinin ne olduğunu ise henüz bilmiyoruz.

Genetikçilerin ve insan evrimini araştıranların çoğu, kültürün “insan doğası”nı şekillendirmedeki rolünü tam olarak kabul etmiştir; ancak insan davranış özelliklerindeki çeşitliliğin biyolojik temelini de küçümsemezler. Genetikçi Theodosius Dobzhansky (1968, s. 554), bu görüşü en geniş biçimiyle şöyle ifade etmiştir: “Kültürel evrimin eğilimi, herkesin aynı mesleğe sahip olması yönünde değil, giderek daha fazla farklılaşan bir mesleki yapı yönünde olmuştur. Bu eğilime en uyum sağlayıcı tepki ne olurdu? Kesinlikle genetik tekbiçimliliği teşvik edecek hiçbir şey değil.... Bir kişinin davranışını yalnızca çevresel koşulların ve eğitimin belirlediğini savunmak, demokratik bireysel seçim, sorumluluk ve özgürlük kavramlarını gülünç bir çarpıtmaya dönüştürür.”

Seçici Üretme Çalışmalarından Gelen Kanıtlar

Çeşitli memeli türlerinde seçici üretmeye ilişkin çok sayıda çalışma, birçok davranışsal özelliğin, tıpkı fiziksel özelliklerin çoğu gibi, genetik seçilimle yönlendirilebileceğine ilişkin kesin kanıt sunmaktadır (bkz. Fuller & Thompson, 1962; Scott ve Fuller, 1965). Örneğin sıçanlar, pek çok farklı laboratuvarda labirent öğrenme yeteneği bakımından üretilmiştir. Bu yeteneğe sıçan “zekâsı”, “öğrenme yeteneği” veya başka bir terimle gönderme yapılmasının pek önemi yoktur — labirent öğrenme hızını sağlayan faktörler her ne olursa olsun, bunlar için seçici üretme yapmanın mümkün olduğunu biliyoruz. Kuşkusuz bu karmaşık yetenekteki bireysel farklılaşma; duyu keskinliği, dürtü düzeyi, duygusal kararlılık, doğuştan gelen dönme tercihlerinin gücü, beyin kimyası, beyin büyüklüğü, sinirsel bağlantıların yapısı, sinaptik iletim hızı veya başka nitelikleri içeren bir dizi özelliğin herhangi bir birleşiminden kaynaklanabilir. Mesele şudur: bir labirentten hata yapmadan (yani çıkmaz yollara girmeden) verimli biçimde geçmeyi öğrenme şeklindeki bütünsel (molar) davranış, labirentten geçmeyi hızlı ya da yavaş öğrenen (bu araştırmalardaki yaygın terimlerle, “labirentte parlak” veya “labirentte donuk”) ebeveyn sıçan kuşaklarının seçici olarak üretilmesiyle, sonraki kuşaklarda belirgin biçimde etkilenebilir. Şekil 4, böyle bir genetik seçilim deneyinin sonuçlarını göstermektedir. Bunlar oldukça tipiktir; yalnızca altı kuşak seçilim içinde, “donuk” soyun yavruları labirenti öğrenirken “parlak” soyun yavrularından yüzde 100 daha fazla hata yapmaktadır (Thompson, 1954). Elbette bu tür deneylerin çoğunda, seçilime böylesine çarpıcı tepki veren davranışlar insan zekâsına göre görece basittir ve deneysel seçilim baskısı şiddetlidir; dolayısıyla bu bulguların insan çeşitliliğinin incelenmesi açısından çıkarımları abartılmamalıdır. Yine de genetikçiler, insanlardaki birçok davranışsal özelliğin genetik seçilime benzer biçimde tepki vereceğinden pek kuşku duymuyor görünmektedir. Ulusal Bilimler Akademisi’nden üç seçkin genetikçi (James F. Crow, James V. Neel ve Curt Stern), yakın zamanda, genel olarak aşırı ihtiyat ve ölçülü ifadelerle sınırlandırılmış bir “görüş bildirisi” hazırlamış ve şu iddiada bulunmuştur: “Hayvan deneyleri, neredeyse her özelliğin seçilimle değiştirilebileceğini göstermiştir. ... İnsan zekâsını (veya çeşitli ‘zekâ’ testlerinin ölçtüğü her neyse onu) artırmaya yönelik bir seçilim programı, neredeyse kesinlikle belli ölçüde başarılı olacaktır. Aynı şey muhtemelen diğer davranışsal özellikler için de geçerlidir. Artış hızı bir ölçüde öngörülemez olacaktır, fakat ilerleme olacağından pek kuşku yoktur” (National Academy of Sciences, 1967, s. 893).

Şekil 4. Şekil içi etiketler: Ortalama hata sayısı; donuk; parlak; Kuşaklar.
Şekil 4. Seçici olarak üretilmiş “parlak” ve “donuk” McGill sıçanı soylarının ardışık kuşaklarında labirent öğrenmeye ilişkin ortalama hata puanları. (Thompson, 1954’ten.)

İnsan Yetenekleri Üzerindeki Genetik Etkilere İlişkin Doğrudan Kanıtlar

Zihinsel yeteneklerin genetik kontrolüne ilişkin en çarpıcı kanıtlardan biri, Turner sendromu denilen bir kromozom anomalisidir. Normal kişilerin 46 kromozomu vardır. Turner sendromlu kişilerin ise yalnızca 45 kromozomu vardır. Kromozomları boyanıp mikroskop altında incelendiğinde, bireyin cinsiyetini belirleyen iki kromozomdan birinde cinsiyet kromatininin eksik olduğu görülür. Normal kişilerde bu kromozom çifti, geleneksel olarak erkeklerde XY ve kadınlarda XX ile gösterilir. Turner sendromundaki anomali XO olarak nitelenir. Bu kişiler her zaman dişi morfolojik görünümüne sahiptir, ama her zaman kısırdır; ayrıca yetişkinlikte ortalama yaklaşık beş fit olan ufak tefek bir boy gibi bazı fiziksel özellikler gösterirler. Bizim açımızdan Turner vakalarına ilişkin ilginç nokta, çoğu sözel zekâ testindeki IQ’ları kusursuz bir normal dağılım gösterdiği hâlde, uzamsal yetenek veya algısal örgütlenme içeren testlerdeki performanslarının anormal derecede düşük olmasıdır (Money, 1964). Uzamsal-algısal yetenekteki kendilerine özgü yetersizlikleri, bazen halk arasında “uzay-biçim körlüğü” diye nitelenebilecek kadar ağırdır. Turner vakalarının, diğer zihinsel yetenek testlerindeki performans düzeylerinden bağımsız olarak, uzamsal yetenek bakımından az çok tekdüze biçimde düşük görünmeleri de ilginçtir. Bu nadir kişiler, diğer bakımlardan normal veya üstün zekâya sahip olmalarına rağmen, okulda aritmetik ve matematikte olağan dışı güçlük çektiklerini de bildirirler. İşte burada, mikroskop altında açıkça saptanabilen ve bilişsel süreçler üzerinde oldukça özgül sonuçları olan bir genetik sapma vardır. Dolayısıyla bu tür özgül zihinsel yetersizlikler, onları açıklamak için herhangi bir özgül çevresel yoksunluğa gerek olmadan da tamamen mümkündür.

Normal kişilerde cinsiyet kromozomlarıyla ilişkili başka, daha incelikli bilişsel etkiler de muhtemelen vardır. Erkeklerin çevresel etkilere karşı kadınlardan daha kırılgan (savunmasız) olduğundan uzun süredir kuşkulanılmaktadır ve Nancy Bayley’nin çocukların zihinsel gelişimi üzerine önemli boylamsal araştırması, erkek çocuklarda zihinsel yeteneklerin çevresel ve kişilikle ilgili bağıntılarının kız çocuklardakinden hem daha yüksek derecede hem de daha çeşitli olduğunu açıkça göstermektedir (Bayley, 1965b, 1966, 1968).

Poligenik Kalıtım

Zekâ temelde beynin yapısal ve biyokimyasal özelliklerine bağlı olduğundan, zihinsel kapasitedeki farklılıkların kısmen, fiziksel özelliklerin kalıtımındaki aynı ilkelere uyan genetik faktörlerin sonucu olması şaşırtıcı olmamalıdır. Genetikçilerin boy, sefalik indeks ve parmak izi çizgileri gibi sürekli veya metrik fiziksel özelliklerin kalıtımına ilişkin olguları açıklamak için geliştirdikleri genel model, zekâ için de geçerlidir. Bu tür özelliklerin kalıtım mekanizmasına poligenik denir; çünkü özellikteki normal değişim, etkileri küçük, benzer ve birikimli olan çok sayıda genin sonucudur. Genler, daha önce anlatılan madeni para atma benzetmesindeki paralar gibi düşünülebilir. Bazı genler özelliğin metrik değerine pozitif bir artış ekler (“tura”), bazı genler ise hiçbir şey eklemez (“yazı”). Gametogenez (eşey hücrelerinin oluşumu) sürecinde ebeveyn genlerinin rastgele ayrışması ve zigotta (döllenmiş yumurtada) rastlantısal olarak birleşmesi, çok sayıda madeni paranın atılmasına benzetilebilir; her “tura” özelliğe pozitif bir artış ekler ve böylece çok sayıdaki atışta özellik değerlerinin normal, çan biçimli dağılımını meydana getirir. Zekâda rol oynayan gerçek gen sayısı bilinmemektedir. Nitekim insan kromozomlarındaki toplam gen sayısı da bilinmemektedir. Mümkün olan en basit model, zekânın normal dağılımını açıklamak için on ile yirmi arasında gen çifti (alel) gerektirir; ancak büyük olasılıkla bundan çok daha fazla gen söz konusudur (Gottesman, 1963, ss. 290-291).

Jensen, A. R. (1969). Harvard Educational Review, 39(1), 1–123. Türkçe çeviri, Jensen Vakfı’nın izniyle yayımlanmaktadır. Türkçe PDF’i indir.

Hata veya görüş bildir!